PSİKOLOG KİMDİR?

Psikolojik sorunları olsun ya da olmasın, çoğu insan psikologluk mesleğinin ne olduğu, psikologların ne iş yaptığı, nasıl psikolog olunduğu konularını merak etmektedir. Yine çoğu insan psikoloğun kim olduğunu kendine göre tanımlar. Kimileri, psikoloğun insanların kişiliklerini çözen, medyum gibi tek bakışta nasıl bir insan olduklarını anlayan, kişiliklerindeki bozuklukları ilaçlarla ya da telkinlerle tedavi eden uzmanlar olarak hayal ederler. Kimileri için ise psikolog, kimseye anlatılamayacak sırlarını anlatabilecekleri, onları her koşulda onaylayacak, öğütler verecek bir dert ortağı, sohbet arkadaşıdır. Hatta birçok insan bu bakış açısıyla, psikolog desteği almak yerine “derdimi arkadaşımla da konuşur, paylaşırım ne farkı var?” diye düşünüp, sorunları için uzman desteği aramaya yanaşmazlar.

Bu kafa karışıklıkları aslında oldukça normaldir. Psikoloji, tarihsel açıdan yüzlerce yıllık bir bilimsel temele dayanmaktadır. Ancak ülkemizde ne yazık ki yeni yeni gelişmeye başlamıştır ve gelişmeler hala çok yavaş ilerlemektedir. Psikoloji bir bilim olarak insanlara tanıtılmamaktadır. Psikologluk mesleğinin ne olduğu, psikoloji biliminin neleri araştırdığı, alandaki yeni gelişmeler ve insanın ruh dünyasına dair yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar hakkında insanlar bilinçlendirilmemektedir. Bu nedenle insanların kendilerine yabancı olan bu bilim dalına karşı kafa karışıklığı yaşamaları ve tereddüt etmeleri normaldir. Bu yazıyı yazmamdaki amaç da, insanların kafa karışıklığını bir ölçüde giderebilmek ve psikoloğun ne olduğu, ne olmadığı, insanlara sorunlarını çözmelerinde nasıl destek verdiği konularında bilgilendirmektir.

Nasıl psikolog olunur?

Bir kişinin psikolog ünvanı alabilmesi için ilk şart, üniversitelerin 4 yıllık “Psikoloji” bölümünden mezun olmasıdır. Alınmış olan bu 4 yıllık eğitim daha çok kuramsal, teorik bir eğitimdir. Psikologlar klinik psikoloji, gelişim psikolojisi, endüstri psikolojisi, sosyal psikoloji, spor psikolojisi gibi farklı uzmanlık alanlarında kendilerini geliştirebilirler.

Ek olarak psikologlar, terapi eğitimlerine (bilişsel davranışçı terapi, psikanalitik terapi, EMDR, oyun terapisi, cinsel terapi, çift terapisi vb.) katılır ve bu terapiler için süpervizyon alırlar. Katıldıkları bu terapi eğitimlerini ve süpervizyonları başarıyla tamamladıkları taktirde terapi yapmaya yetkili olabilirler. Aksi taktirde eğitimi alınmamış bir konuda hizmet vermeye çalışmak etik olmayacaktır.

Psikolog ne yapar?

  • İnsan ve hayvanlarda davranış biçimlerini inceler ve sebeplerini araştırır.
  • İnsanların düşünce biçimlerini, duygusal değişimleri ve bunların kaynaklarını inceler, bu konularda araştırmalar yürütür.
  • Çeşitli kişilik, zeka, yetenek, davranış, tutum ölçekleri kullanarak sorunun olası kaynağı, türü ve şiddeti hakkında nesnel bilgiler edinmeye çalışır.
  • Ruhsal sorunlar yaşayan kişilerle görüşmeler yapar, bu görüşmeler neticesinde sorunun altta yatan sebeplerine dair hipotezler oluşturur.
  • Belirlenmiş olan hipotezler çerçevesinde, almış olduğu terapi eğitimlerinin tekniklerini kullanarak tedavi planı oluşturur.
  • İnsanların hayatlarını olumsuz etkileyen, duygusal kaosların altında yatan fiziksel, çevresel ve kişisel faktörleri araştırır ve bu çarpık, işlevsiz düşünce ve davranışları değiştirmek için teknikleri danışanlar ile paylaşır.
  • Kişilere sorunları hakkında farkındalık kazandırmayı amaçlar.
  • Gündelik sorunlarla, iş, aile ve diğer çevresel problemlerle başa çıkabilme yollarını danışanlar ile paylaşır. Kişiye özel sorun çözme becerilerini geliştirmede insanlara destek verir.
  • İnsanları psikoloji ve ruhsal hastalıklar açısından bilgilendirmek için eğitimler ve seminerler düzenler…

Listeyi daha uzatabiliriz ancak özetle psikologların iş tanımları ve çalıştıkları temel konular bunlardır.

Psikolog ne yapmaz?

  • Psikolog ilaç yazmaz ve herhangi bir ilaç önermez.
  • Psikolog seanslarda konuşulan konuları başkaları ile paylaşmaz, kişiler arasında laf taşımaz.
  • Psikolog hiçbir konuda insanları yargılamaz ve eleştirmez.
  • Psikologlar insanların düşüncelerini okumaz, ilk bakışta kim olduklarına, nasıl bir insan olduklarına dair yargılara varmazlar.
  • Kişiyi asla kendi istekleri ve düşünceleri doğrultusunda yönlendirmez ve herhangi bir şey yapmaya zorlamaz.
  • Psikolog danışanların, karar vermekte zorlandıkları konularda, karara varmaları için, seçeneklerin artı ve eksilerini, hasta ile tartışır ve hasta için en uygun kararın verilmesi için destek olur. Ancak asla onlar adına kararlar vermez ya da hastaların kararlarını değiştirmeye zorlamaz. Örneğin; boşanmanız gerektiğine karar verecek olan psikolog değildir ya da işinizi değiştirip, değiştirmemenizin kararını psikolog vermez.
  • Psikolog, siz hiçbir çaba göstermeksizin, birdenbire sihirli değnek değmiş gibi sizi iyileştirmeyi garantilemez.
  • Psikolog kesinlikle sizi bir araştırmaya girmeye, bir anketi doldurmaya ya da bir uygulamaya zorlamaz.
  • Psikolog sizinle terapi seansları dışında görüşmez, arkadaşlık ya da başka bir sosyal ilişki içersine girmez…

Görüldüğü gibi psikologların neler yaptığı, neler yapmadığı, meslekte yetkin olmak için hangi eğitimlerden geçmeleri gerektiği kesin sınırlarla belirlidir. Elbette her meslekte olduğu gibi psikologluk mesleğinde de, yetkinliği olmayan alanlarda çalışan, etik ilkeleri ihlal eden kişiler vardır. Bu nedenle, psikolog desteği arayan kişilerin, hangi psikoloğu seçeceklerine karar verebilmeleri sıkıntı vericidir.

Aklınıza takılan her türlü soru ve/veya yorum için iletişim bilgilerinden irtibat kurabilir ya da iletişim formumuzu doldurabilirsiniz.

Read More

DOĞRU PSİKOLOĞU SEÇMEK

Hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark ettiniz ve bu durumla daha etkili şekilde baş edebilmek için bir uzman desteği almaya karar verdiniz. Sırada sizin için destek sağlayacak, konusunda uzman ve deneyimli bir psikolog bulmak ve randevu almak olacaktır. Doğru psikoloğu seçmek hem vaktinizden hem bütçenizden hem de emeğinizden tasarruf etmenizi sağlar. Maalesef sektörde, işini kötüye kullanan, eğitimli olmadıkları konularda terapi yapmaya çalışan, insanların hem vaktini hem parasını hem de umutlarını sömüren kişiler her meslek alanında olduğu gibi psikoloji dünyasında da vardır.Bu nedenle, kendinizi bu gibi kişilerden korumanız ve sizin için en doğru psikoloğu seçebilmeniz için takip etmeniz gereken adımlardan bahsetmek istiyorum.

  • Öncelikle yardım almak istediğiniz konu hakkında kısa bilgiler edinmekle başlayabilirsiniz. Bu konuda size yardımcı olabilecek psikoloji kitapları mevcuttur. Ayrıca internet sitemizin de bireysel terapi, cinsel terapi gibi başlıkları içinden, çeşitli ruhsal hastalıkların tanımlarını ve belirtilerini inceleyebilirsiniz. . Elbette terapi seanslarında probleminizin derinlerine inilecektir. İlk aşamada ihtiyacınız olan, hangi konuda yardım almak istediğinize karar vermenizdir. Amaç yaşadığınız sıkıntıyı tanımlayabilmeniz ve terapiden sağlamak istediğiniz faydaları, değiştirmek istediğiniz yanlarınızı belirlemektir. Bunun için kendi kendinize biraz vakit ayırıp, sorunlarınızın neler olduğu, duygu ve düşüncelerinizi, size göre problemin olası kaynakları ve değişmesini amaçladığınız konuları listeleyebilirsiniz. Böylelikle yardım aradığınız konular için hangi psikoloğun uzmanlık sahibi olduğuna karar vermeniz kolaylaşır.
  • Probleminiz hakkında bir miktar farkındalık kazandıktan sonra psikolog arayışına girmeniz uygun olacaktır. Bu nokta da özellikle dikkat etmeniz gereken nokta başvurduğunuz kişinin mezun olduğu bölümün üniversitelerin “Psikoloji” bölümü olmasıdır (Psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümünden mezun olan kişilerin, ek olarak psikoloji derslerini de almış olmaları ve psikoloji yüksek lisansını tamamlamış olmaları gerekir.)
  • Dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri de psikoloğun almış olduğu ek terapi eğitimleridir. Örneğin; ilişkinizde yaşadığınız problemler için çift terapisi almak istiyorsanız, psikoloğun mutlaka çift terapisi eğitimi sertifikasına sahip olması gerekmektedir. Yine aynı şekilde cinsel problemleriniz konusunda destek almak istiyorsanız cinsel terapi, çocuğunuz ile ilgili fikir danışmak ya da problemlere çözüm aramak istiyorsanız çocuk terapisi, oyun terapisi ya da aile terapisi eğitimleri alıp almadığına dikkat etmelisiniz. Bireysel problemlerin terapisi açısından terapiste hangi tekniklerle çalıştığını ve bunların sertifikasına sahip olup olmadığını sorabilirsiniz. Dilediğiniz takdirde psikolog, size almış olduğu eğitimlerin sertifikasını göstermekle yükümlüdür.

Bahsi geçen konulara dikkat ettiğiniz taktirde, sizin için etkili hizmet verebilecek, problemlerinizin çözümünde başarılı sonuçlar elde etmeniz açısından size yol gösterecek bir psikolog bulmanız zor değildir. Tabi ki psikoloğun almış olduğu eğitimler dışında, psikoterapi verilen ortamın sessiz ve rahat olması, psikoloğun ve ortamın size güven veriyor olması, kendinizi sakin ve samimi hissettiğiniz bir terapi ortamını yakalamanız da önemlidir. Eğer ilk görüşmenizde kendinizi rahatsız hisseder ya da size sıkıntı veren bir durumu fark ederseniz bunu psikoloğunuz ile mutlaka paylaşınız.

Read More

PANİK ATAK TEDAVİSİ

Panik atak, terapi için en sık başvurulan ruhsal sorunların başında gelmektedir. Ancak çoğu kişi panik atak terapisi görmek yerine uzun yıllar bu rahatsızlıkla yaşamaya çalışır ve artık dayanılmayacak noktaya geldiğinde bir yardım almaya karar verir. Bir çok kişi de, panik atak hastalığının kendi kaderleri olduğuna ve bir çaresi olmadığına inanıp bu hastalıkla ömür boyu yaşamaya çalışır.

İlk kez panik atak geçirmiş bir kişi için yaşanan deneyim o kadar dehşet vericidir ki, sonrasında kişi yeniden aynı şeyleri yaşayacağına dair büyük bir kaygı ve korku duymaya başlar. Yaşadığı duruma bir açıklama getirmeye çalışır. Akla gelen ilk açıklama, kişinin tıbbi bir hastalığı olduğu, kalbinde bir sorun olduğu ya da kalp krizi geçirmekte olduğu şeklindedir. Kişi derhal bir sağlık kuruluşuna gider, gerekli tetkikleri yaptırır ve sonuçta, yaşanan belirtilerin bir kalp ya da başka bir tıbbi hastalığa bağlı olmadığı belirlenir. Ancak kişi doktorların bu açıklamalarına ikna olmaz ya da ikna olsa dahi, tekrar bir atak yaşaması durumunda kalbinin buna dayanmayacağına, kontrolünü yitireceğine, kaçıp kurtulamayacağına dair inançları sürer. Böylelikle kişi özellikle ilk panik atak yaşadığı durum, ortam ve aktiviteler başta olmak üzere, panik atağa yol açacağına inandığı pek çok şeyden kaçınmaya başlar. Örneğin; ilk atak bir metroda geçirilmişse kişi artık metroya binmemeye, kalabalık yerlerde bulunmamaya, toplu taşıma araçlarını kullanmamaya başlar. Aynı zamanda, kaçındığı durumlar ile karşı karşıya kaldığında, panik atak geçireceğinden duyduğu korku ve beklenti ile atak tekrarlanır ve kişi için yaptığı tespit böylelikle kanıtlanmış olur. Bu kaçınmalar bir süre sonra kişinin tüm yaşantısını etkileyecek ve yaşam kalitesini düşürecek bir noktaya gelebilir. Tedavi edilmeyen vakalar da, hastalık kişinin yaşantısını, bir kafese hapsedilmiş gibi sınırlar.

Bilinmelidir ki, panik atak tedavisi olan ve psikoterapiye çok hızlı yanıt veren bir sorundur. Psikoterapi teknikleri ile panik atak tedavisinde başarı sağlama oranı oldukça yüksektir. Ayrıca tedaviden sonra tekrarlama olasılığı da düşüktür.

Panik atak tedavisinde kullanılan en etkili tekniklerin başında Bilişsel Davranışçı Terapi gelmektedir. Merkezimizde panik atak terapisinde sıkça kullanılan bu yöntem ile pek çok hastanın panikataktan kurtulması mümkün olmuştur. Terapi de ilk adım kişiyi yaşadığı sorun hakkında eğitmektir. Bu belirtilerin neden kendisinde ortaya çıktığı, bu belirtilerin ne anlama geldiği, belirtilerden kurtulmanın yollarının neler olduğu gibi konularda hasta eğitilir ve ardından çeşitli uygulamalar ve tekniklerle, kişinin panik atak yaşayacağına dair kaygısı azaltılır. Kaygı azaldığında otomatik olarak kaçınmalar ve panikataklar da azalır hatta tamamen kaybolur. Bilişsel Davranışçı Terapinin yanı sıra EMDR tekniğinin kullanılmasında da fayda vardır. EMDR terapisi sayesinde kişinin rahatsız olduğu korktuğu durumlara karşı duygusal olarak duyarsızlaşması sağlanır. Böylelikle hem düşünsel hem de duygusal açıdan panikatağın üstesinden gelmek mümkündür.

Eğer siz de bir panik atak hastasıysanız, kaygınızın sizi yönetmesine ve panik atağın kaderiniz olmasına izin vermemeli ve bir terapi programına katılıp sorununuzla mücadele etmelisiniz. Çünkü her hastalıkta olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da, müdahale gecikirse bu hem tedavi süresinin uzamasına hem de rahatsızlığın şiddetlenmesine yol açabilir.

Read More

KÖTÜ ANILARA ELVEDA

Hepimiz yaşamımız boyunca iyi kötü pek çok durumla karşılaşmaktayız. Çoğunlukla da günlerimizi her zamanki gibi ortalama diye nitelendirecek şekilde geçirmekteyiz. Ancak yaşadığımız bazı anlar vardır ki; üstünden yıllar dahi geçse o anlar, o görüntüler zihnimizde aynı tazeliğiyle kalmaktadır. Eğer bu anı sizin için güzel bir anı ise ( örneğin; çocuğunuzu ilk kucağınıza alışınız) aklınıza her geldiğinde yüzünüzü bir tebessüm kaplar.
Peki ya bu anı travmatikse? İşte o zaman bu anının zihne gelmesi kişide mutsuzluk, öfke, kaygı, korku gibi pek çok olumsuz duyguya sebep olur. Pek çok insanın zihninden bir türlü atamadığı, sanki bugün yaşanıyormuş gibi hissettiği, üzerinden yıllar geçse dahi hayatı zindan eden kötü anıları vardır. Kişi bu anılarla yaşamaya çalışsa da en güzel anları dahi zehir etmesine engel olamaz. Halbuki o günler geçmişte kalmıştır ve artık kişi başka bir zaman dilimindedir. Fakat beyin bunu bir türlü kabul etmez. Süreki o rahatsız edici anı ve düşünceler zihinde tekrar tekrar canlanır, rüyalarda belirir. Kişinin bir ayağı bugünde kalmaya direnirken diğer ayağı hep geçmiştedir. Kimi için bu travmatik anı çocukken yediği dayaktır, kimi için uğradığı taciz, kimi için geçirilen kötü bir kaza ya bir yakının ölümü olabilir. Hatta eşinin kendini aldattığını gören biri ya da sınavda eliayağına dolaşan ve boş kağıt veren öğrenci için bile bu anılar travmatiktir ve zihinde her daim canlı kalır. Bazen ise bu anılar gün yüzüne çıkmaz. Kişi bu travmaların farkında olmayabilir fakat beyin farkındadır. Bir zaman sonra bir fobi ya da bir takıntı ya da panik ataklarla kendini belli eder.
Beyin sıradan gündelik olayları farklı yere travmatik ya da önemli olayları farklı bir yere depolamaktadır. Ancak zaman içinde beynin travmatik olsun ya da olmasın bu anıları işlemesi gerekir. Bazen bunu başaramaz. Beynin anıları işleme kanalları kapanır ve bunu tam olarak gerçekleştiremez. Bu nedenle kişi o anıya takılı kalır.
Acı anıları geride bırakmak ve o anıların yarattığı rahatsızlığı yok etmek mümkündür. Psikoterapi ile çok başarılı bir şekilde ve çok kısa sürede kişiye acı veren bu yaşantılara duyarsızlaşma sağlanabilmektedir. EMDR terapisi denilen terapi yöntemi ile beynin hem sağ hem sol hemisferi sırayla uyarılarak anının işlenmesi sağlanır. Böylece kişi artık o anıyı hatırladığında rahatsız hissetmemekte hatta anıyla ilgili görüntüler silikleşmektedir. Bunun için danışanın yalnızca terapistin el hareketlerini izlemesi ya da kulaklıktan çıkan bip seslerini dinlemesi yeterlidir. Şaşırtıcı biçimde bu uyarımlar kişiyi kötü anıya karşı duyarsızlaştırmaktadır. Böylelikle artık kişi kabus görmemeye, anıyla ilgili görüntülerden rahatsız olmamaya ya da kaygılı ve korkulu hissetmemeye başlamaktadır.
Read More

UÇUŞ FOBİNİZİ YENİN

Uçuş fobisi ya da halk dilinde uçak fobisi, özgül fobiler arasında en sık rastlanan fobi türlerinden biridir. Çoğu insan uçakla yolculuk yapmaktan bir miktar tedirginlik duyar. Bu nedenle uçuş korkusu ile fobiyi birbirinden ayırmak gerekir.

Uçuş korkusu olan bir kişi, uçuş sırasında uçağa binmesini etkilemeyecek kadar tedirginlik duyar ve kolayca dikkatini başka yöne çekerek stresten kurulabilir.ayrıca fiziksel açıdan da ciddi bir rahatsızlık hissetmez. Uçuş fobisi olan kişi ise uçak yolculuklarından olabildiğince kaçınır. Yolculuk yapmak zorunda kaldığı durumlarda ise günler öncesinden kaygı yaşamaya başlar ve uçuş sırasında büyük bir korku yaşar. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, baş dönmesi, kontrolünü kaybetme hissi gibi panik belirtileri yaşar. Dikkatini dağıtmaya ve sakinleşmeye çalışsa da bunu başaramaz.

Uçuş fobisi sonradan ortaya çıkabildiği gibi daha önce uçağa hiç binmemiş kişilerde de görülebilir. Uçak kazası haberleri, dizi ve filmlerdeki uçak kazası görüntüleri uçuş fobisini pekiştirmektedir.

Tüm fobiler gibi uçuş fobisi de kişinin hayatını ciddi ölçüde kısıtlamaktadır. Özellikle sıklıkla seyahat etmesi gereken kişiler için büyük zorluklar yaratmaktadır. Kişinin hem iş hem de sosyal yaşantısı fobi nedeniyle olumsuz etkilenebilmektedir.

Uçuş fobisi ruhsal hastalıklar kategorisi içindedir. Çoğu kişi fobi nedeniyle kaçınma yolunu seçmektedir ancak Kısa süreli bir terapi süreci ile kolaylıkla üstesinden gelinebilen bir rahatsızlıktır. Özellikle uzun mesafeli yolculuklarda önemli zaman tasarrufu sağlayan ve kişi için büyük kolaylık yaratan havayolu ulaşımından faydalanmak herkesin hakkıdır.

Uçuş fobisi terapisi ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için iletişim bilgilerinden bize ulaşabilirsiniz.

Read More

CİNSELLİK-DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Yanlış: İyi bir cinsellik için uzun süreli bir cinsel birleşme şarttır.
Doğru: Cinsellik yanlızca cinsel birleşmeden ibaret değildir. Cinsel birleme olmadan da cinsel hayat yaşanabilir. Her cinsel ilişki sırasında birleşme şart değildir.

Yanlış: Cinsellik herzaman romantik olmalıdır.
Doğru: Cinsellik de diğer herşey gibi, her defasında farklılık gösterebilir. Bazen romantik, bazen tutkuku bazense daha monoton olabilir. Her defasında aynı özellikte bir cinsellik beklemek gerçek dışı bir beklentidir.

Yanlış: Kadın ve erkek aynı anda boşalma yaşamalıdır.
Doğru: Kadın ve erkeğin aynı anda boşalma yaşaması her zaman olası değildir ve böyle bir şart yoktur.

Yanlış: Her cinsel birleşmede boşalma yaşanmalıdır.
Doğru: Orgazm cinselliğin parçalarından biridir ama olmazsa olmaz değildir. Her cinsel birleşmede orgazm mümkün olamayabilir. Bu sağlıksız bir cinselliğin göstergesi değildir.

Yanlış: Erkek ereksiyonu sağlayamıyorsa bu eşini çekic bulmadığı içindir.
Doğru: Ereksiyon probleminin yorgunluk, stres, yaş, biyolojik faktörler, kaygı gibi bir çok sebebi vardır.

Yanlış: Erkek cinsel ilişki boyunca ereksiyonu korumalıdır.
Doğru: Cinsel ilişki sırasında erkek zaman zaman ereksiyonu kaybedebilir. Ancak sevişme sürdürülürse ereksiyon geri gelecektir.

Yanlış: Sevişmeyi başlatan taraf erkek olmalıdır.
Doğru: Cinsellik söz konusu olduğunda her iki tarafında ne istediği önemlidir ve kadında istek duyduğunda sevişmeyi başlatabilmelidir.

Yanlış: Erkekte erken boşalma varsa bu onun bencilliğindendir.
Doğru: Erken boşalma erkeklerinde çok şikayetçi olduğu bir problemdir ve boşalma üzerinde erkeğin kontrolü yoktur. Bu nedenle bencillikten söz edilemez.

Yanlış: Menepozdan sonra kadınların cinsel hayatı biter.
Doğru: Cinsel hayat menepozdan sonra da devam eder. İstekte herhangi bir azalma olmaz

Yanlış: Sağlıklı bir erkek cinselliğe her zaman hazırdır ve her zaman isteklidir.
Doğru: Hem kadın, hem de erkek, zaman zaman kendini cinselliğe hazır hissetmeyebilir ve istek duymayabilir.

Read More

PANİK ATAK ANINDA

Panik atak anında kişi dehşete kapılmaktadır. Yüksek kaygı nedeniyle bedensel tepkiler artar ve bu da panik hissinin daha şiddetlenmesine sebep olur. Panik atak hastaları, atak anında yapılması gerekenler konusunda bilgi sahibi olurlarsa, durumu kontrol altına alabilirler.

  • İlk adım solunumu düzenlemektir. Atak anında kişi farkında olmadan hızlı ve kısa nefes alıp vermeye başlar; bu da baş dönmesi, bulantı, boğuluyormuş hissi gibi semptomlara sebep olur. Atak anında kişi nefes alışverişine odaklanmalıdır. Nefesini düzenlemeye ve yavaş kontrollü nefes alıp vermeye çalışmalıdır
  • Yaşanılan durumun, diğer ataklardan farksız olduğu kendi kendine telkin edilmelidir ve fiziksel belirtilerin ( kalp ağrısı, göğüs sıkışması, baş dönmesi vs) yaşanan kaygıya bağlı olarak ortaya çıktığı ve vücuda zarar vermeyeceği hatırlanmalıdır.
  • Dikkat bedensel belirtilerden uzaklaştırılmalı ve başka bir yere ya da objeye kaydırılmalıdır.
  • Atağın dakikalar içinde geçeceği hatırlanmalıdır.
  • Nöbet sırasında kas gerginliğini gidermek için çeşitli gevşetici egzersizler yapılmalıdır.
  • Atak sırasında yapılan iş bırakılmamalı (yürüyüş, spor vs) sadece yavaşlanmalıdır.
  • Atak anında eğer yalnızsa bir yakına telefon edilebilir. Ancak yardım istemek amaçlı değil sohbet edip dikkati başka yöne çekmek amaçlı arama yapılmalıdır.
Read More

GEVŞEME EGZERSİZLERİ

Panik atak, anksiyete, stres ve diğer kaygı bozuklukları ile baş etmede sıklıkla kullanılan tekniklerden biri de gevşeme egzersizleridir. Bu egzersizlerdeki amaç vücudu rahatlatmak ve kaygıdan kaynaklı fiziksel belirtileri (ağrı, kalp çarğıntısı, nefes darlığı, titreme vb.) yatıştırmaktır. Fiziksel olarak sağlanan rahatlama zihinsel rahatlamayı da kolaylaştıracaktır. Panik atak anında bu egzersizlerin uygulanması atağın süresini ve şiddetini kısaltacaktır. Ayrıca kişinin fiziksel belirtilerinin kontrolünü sağlaması, atak geçirmekten duyulan korkuyu day ok edebilir. Gevşeme egzersizlerinin amacı vücudun doğal yollardan, parasempatik sinir sistemine geçişini kolaylaştırmak, fiziksel olarak rahatlamak, sonrasında da zihinsel rahatlamayı sağlamaktır. Gevşeme egzersizleri, vücudumuzun korku, heyecan, endişe gibi hislerinin , çarpıntı, kasılma gibi fonksiyonlarının yavaşlamasında, düşünce içeriğinin ağırlaşmasında yararlanılan etkili bir yöntemdir. Panik anında, panik atak tedavisinde ve stresle mücadelede yardımcı olarak kullanılabilir. Başlangıçta egzersizleri yapmak kişiye sıkıcı, zor ve etkisiz gelebilir fakat yapılmaya devam edildiği sürece etkinlik düzeyi artacaktır. Aşağıda başlangıç düzeyi için kullanılabilecek bir egzersiz örneği verilmiştir. Hemen hemen hergün bu egzersizlere yarım saatlik bir vakit ayırmak kişinin kaygı, panik ve stres sorunu ile baş edebilmesine önemli katkı sağlayacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki; kişinin isteği ve kararlılığı çok önemlidir. Egzersizlere başlamadan once konuya ciddiyetle bakmak ve tekniği uygulamaya istekli olmak gerekir.

Gevşeme Egzersizi Örneği:

Kendinizi rahat hissettiğiniz bir yere oturun veya uzanın. Gözlerinizi kapayın. Eğer ortam müsait ise size gevşetecek sakin bir müzik de dinleyebilirsiniz.

Sıkı giyisilerinizi gevşetin ve nefes alış verişinizi kontrol edin.

Egzersizin ilk adımı ellerin gevşetilmesi ile başlar. Ellerinizi olabildiğince sıkı bir şekilde yumruk yapın. Üçsaniye kadar yumruğunuzu sıkın ve beş saniye kadar gevşetir (içinizden saniye sayabilirsiniz). Bunu ve aşağıdaki diğer egzerizleri üç kez tekrarlayın.

Ellerinizden sonar sıra kollarınızda. Kollrınızı önünüzde bir duvar olduğunu düşünerek ileri doğru gerin. Avuç içleriniz karşıya baksın. Yaklaşık üçsaniye kadar kollarınızı ileri doğru gerin ve beş saniye tamamen gevşek bırakın. Kollarınızı gevşetirken iki yanınıza kollarınızı bırakın.

Sıra omuzlarınızda. Omuzlarınızı, başınızı oynatmadan sanki kulaklarınıza değdirmek ister gibi yukarı kaldırın. Olabildiğince omuzlarınızı kasın. Üç saniye kadar bekledikten sonar beş saniye yavaş yavaş omuzlarınızı düşürerek gevşetin.

Şimdi yüzünüze ve başınıza geçin.

Kaşlarınızı çatabildiğiniz kadar çatın. Üç saniye kadar öyle kalın ve beş saniye gevşetin.

Gözlerinizi sıkıca yumun. Göz kapaklarınızın kasıldığını hissedin. Yaklaşık üç saniye öylece kalın ve yavaşça gevşetin. Beş saniye kadar gevşek pozisyonda kalın.

Dudaklarınızı sıkıca birbirine doğru bastırın ve üç saniye kadar bu şekilde durum sonar yavaşça dudaklarınızı gevşetin ve beş saniye sonar işlemi tekrarlayın.

Dişlerinizi sıkıca birbirine doğru bastırın ve çenenizdeki kasılmayı hissedin. Bu pozisyonda 3 saniye kalın ve gevşetin. Beş saniye sonra işlemi tekrarlayın.

Sıra boynunuzda. Başınızı çenenizi göğsünüze değdirmek istermiş gibi öne doğru eğin. Üç saniye kadar bu poziynonda kaldıktan sonra gevşetin ve beş saniye sonra tekrar edin.

Karnınızı, karın kaslarınızı kasabildiğiniz kadar kasın ve üç saniye sonra gevşetin.

Bacaklarınızı ileriye doğru uzatıp kasabildiğiniz kadar kasın. Sanki bir duvarı ileri itmeye çalışıyor gibi bacaklarınızı ileri doğru itin ve üç saniye böyle kandıktan sınra beş saniye gevşeyin.

Egzersiz sonunda tüm kaslarınızın ağırlığını olabildiğince bırakın. Hiç bir kasınızı gergin kalmadığından emin olun.

Read More

ZAMAN HERŞEYİN İLACI MI?

Bir yerimizi keser ya da yaralanırsak, eğer bir engel yoksa zaman içerisinde yaramız iyileşir. Bu nedenle cerrahi ameliyatlar rahatlıkla yapılabilmektedir. Vücut kendi kendini iyileştirebilicek bir sisteme sahiptir.

Beyin de vücudun bir bölümüdür. Her türlü duygusal sıkıntı ve zorlanma kişide ruhsal tahribata yol açar. Patron ile yaşanan bir tartışma, çocukken yaşadığımız utanç verici bir an, terkedilmeler, kayıplar… Her bir deneyim insan ruhunda çeşitli rahatsızlıklara neden olur. Beyin bu ruhsal hasarları, duygusal telaşı iyileştirebilen bir mekanizmaya sahiptir. Buna beynin. bilgi işleme süreci de denilmektedir. Bilgi işleme sürecinin temel hedefi yaşanan anıların acı veren kısımlarını salıvermek ve yararlı olan şeylerle bağlantı kurmaktır.

Bilgi işleme sürecinin çalışma sistemi şu şekilde işler: Bir arkadaşınız ile tartıştığınızı düşünün. Üzgün, kızgın ya da hayal kırıklığına uğramış hissedebilşrsiniz. Tüm bu duyguların fiziksel belirtilerini gün boyu üzerinizde taşıyabilirsiniz. O kişi ve kendiniz ile ilgili olumsuz düşüncelere kapılabilir ve tüm gün bu konuyu düşünebilirsiniz. Yakınlarınızla konuyu paylaşırsınız ya da kendi kendinize muhakemesini yaparsınız. Akşam uykuya yatarsınız ve uyandığınızda kendinizi daha rahat hissedersiniz. Aklınız daha az bu konu ile meşgul olur, fiziksel belirtiler dinginleşir. Konu hakkında daha olumlu düşünceler aklınızda beliriverir. Yani olayı hazmetmişsinizdir. Siz farkında olmadan beyniniz yaşadığınız bu anıyı işlemden geçirmiş ve duygusal olarak sizi iyileştirmeye başlamıştır bile. Beynin bilgi işleme sistemi, rahatsız edici deneyimi alır ve daha önce edinilmiş olumlu bilgilerle bağlantı kurar. Bu işlemin çoğu uyku sırasında rüya gördüğümüz REM evresinde gerçekleşir.

Bilgi işleme tamamlandıktan sonra tartışma ile ilgili anı genellikle daha önce bu kişiyle yaşanan başka deneyimler ya da başkaları ile yaşanan tartışmaların olumlu yanları ile bağlantılanır. Dolayısıyla bir süre sonra bu tartuşma artık sizi eskisi kadar üzüp sinirlendirmez çünkü ” O zaten herkese karşı böyle davranıyor ama bana çok yardımcı olduğu ve iyi davrandığı zamanlarda olmuştu. Sanırım bu aralar biraz stresli.” diyebilirsini. Tartışmadan yararlı olanları öğreniz yararsız olan rahatsız edici bilgileri geride bırakırsınız. Normal de sağlıklı bir bilgi işleme sürecinin ardından sonucun bu olması gerekir. Beyin bunu kendi kendine gerçekleştirir Ve amacı duygusal iyileşme sağlamaktır. Eğer bu sistem olmasa idi yaşanılan he can sıkıcı olay o gün yaşandığı şekliyle hiç değişmeden kişiye rahatsızlık veriyor olurdu. Hayat boyunca yaşanılan tatsız olayları düşünecek olursak, sistemin işlememesi kişinin çökmesi anlamına gelir.

Ne yazık ki önemli travmalar ya da gündelik can sıkıcı olaylar bazen bu sistemi baskı altına alabilmektedir. Bu durumda bilgi işleme sürecinde tıkanıklık yaşanır ve süreç tamamlanamaz. Durumun neden olduğu yoğun duygusal ve fiziksel rahatsızlıklar, olumsuz düşünceler, olayın hazmedilmesi için gerekli olan bilgi işlemenin gerçekleşmesini engeller. Durumun anısı o an yaşadığımız şekliyle ve hisler ile muhafaza edilir. Bu nedenle tartıştığınız arkadaşınızı üzerinden uzun bir süre geçmiş olsa dahi her gördüğünüzde kendizi rahatsız hissedersiniz. O kişiyle samimi bir sohbet yürütmekte zorlanırsınız. Ya da bu kişiye benzeyen onu anımsatan kişilerle tanıştığınızda henüz aranızda bir sorun olmasa bile antipati duymaya başlarsınız. Yaşanan tartışma sırasınraki hisler ve olumsuz düşüncelere takılı kalırsınız. Bu nedenledir ki zaman herşeyin ilacıdır diyemeyiz. Eğer bilgi işleme sürecinde böyle bir tıkanıklık yaşanırsa ne kadar zaman geçerse geçsin ruhsal iyileşme sağlanamaz. Fark etmeden içinde bulunduğumuz bazı durumlar işlenmemiş olan anıyı uyarır ve aynı duygusal tepkileri açığa çıkarır. Hafıza ile ilgili olan bu kayıtlar bilinç altında depo edildiğinden çektiğiniz rahatsızlığın ne ile bağlantılı olduğunu fark etmeniz çok zordur. Bu nedenledir ki, başarılı bir iş adamaı toplantıları sırasında heycandan bayılacak gibi olmasının, eşini çok seven bir kadın kocasının ona dokunmasından rahatsız olmasının, 30 yaşına gelen bir kişi karanlıktan bu kadar korkuyor olmasının sebebine bir açıklama getiremez. Kaynak yaşanmış olan rahatsız edici bir deneyimin işlenmemiş olması ve bir şekilde herhangi bir durumda uyarılıyor olmasıdır ve tıkanıklık açıldığı taktirde sıkıntı ortadan kalkacaktır.

Read More

DEPRESYONU TANIYIN

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz depresyon halk arasında aşırı mutsuzluk hali olarak bilinir. Ancak Her mutsuzluk depresyon değildir. İnsanların ayrılık, yakın birinin kaybı gibi durumlarda yaşadığı üzüntü ve yas tutma ile depresyonu ayırmak gerekir. Yas döneminde kişi üzgün olabilir ve bu normal yaşanması geren bir süreçtir. Depresyon bazen böyle bir kayıptan sonra da ortaya çıkabilir ancak depresyon tanısı alabilmesi için yas sürecinin atlatılamıyor, şiddetli ve unuz süreli olması gerekir. Kendini hiç mutsuz hissetmediğini söyleyen kişi sıra dışıdır. Çünkü duygularda değişimler ve iniş çıkışlar yaşanabilir. Hatta bu sağlıklıdır. Bu nedenle kişilerin depresyon hakkında daha fazla bilgiye sahip olması gerekmektedir. Öncelikle depresyon tanısı aşağıdaki belirtilerden 5 ve daha fazlasının, en az 2 hafta boyunca devam ettiği durumlarda konulur.

  1. İntihar düşüncesi
  2. Suçluluk ve/veya değersizlik duygusu
  3. İlgide ve zevkte azalma
  4. Uyku bozukluğu (aşırı uyuma ya da uykusuzluk)
  5. İştahta artma/azalma
  6. Hareketlerde yavaşlama
  7. Yorgunluk ve enrji kaybı
  8. Konsantre olamama
  9. Kararsızlık

Depresyon hafif-orta-ağır şiddetlerde olabiliir. Bunu psikolog hasta hakkındaki gözlemleri ve aldığı bilgilerle öngörebilse de, birtakım depresyon ölçekleri de kullanılabilir. Bu ölçekler anket şeklinde olup hastanın doldurabileceği türdedir.

Depresyondaki kişiler deli, anormal ve zeka açısından zayıf kişiler değildir. Ruhumuzun soğuk algınlı olarak düşünülebilir. Depresyon yaşam boyu kadınlarda erkeklerden daha fazla görülmektedir. Kadınlarda %25, erkeklerde ise %12 kadardır. Depresyon riski 18-44 yaşlarında daha fazla 65 ve üzerinde ise daha azdır. İntihar girişimi kadınlarda daha çok görülür ancak erkeklerde tamamlanmış intihar oranı daha yüksektir. Boşanmış, eşini kaybetmiş kişilerde intihar riski yine fazla iken, bekar(hiç evlenmemiş) ve evli kişilerde risk daha düşüktür.

Depresyonda genetik faktörlerin de rol oynadığı, yapılan araştırmalarda sıklıkla göze çarpmaktadır. Özellikle tek yumurta ve çift yumurta ikizleri ile yapılan çalışmalar, genetik özelliklerin depresyon açısında bir yatkınlık oluşturabileceğini düşündürmektedir (Kaeler, Moul & Farmer, 1995). Ancak çevresel faktörler, yetiştirilme tarzı ve gelişimsel öykü de yatkınlık üzerinde etkilidir.

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Pek çok etken depresyona neden olabilir.Ailenin depresyona yatkınlığı ve beyin kimyasının özellikleri, yaşanılan deneyimler, olumsuz düşünce ve yorumlama biçimleri ve de davranışsal bir takım değişiklikler depresyonun sebepleri olabilir. Son zamanlarda hayatta önem verilen bir şeyin (iş,arkadaş, eş, aile vs) kaybı, önemli yaşamsal zorlanmalar depresif eğilime neden olabilir. Hayattan zevk alınan aktivitelerin olmayışı ya da azalması, kendine duyulan beğeninin azalması, bir takım konularda yaşanılan başarısızlıklar, çaresizlik ve umutsuzluk inançları da kişiyi depresyona eğilimli hale getirir. Ancak bunlar kişiyi yatkın hale getirse de mutlaka depresyonla sonuçlanmayabilir.Özetle depresyonu ortaya çıkaran birinci etken beyin yani sinir sistemi, beyindeki yapısal ve/veya kimyasal bazı değişiklikler, ikinci etken kişilik yapısı yani insanın genel olarak dünyayı ve kendisini değerlendiriş şekli, üçüncü etken ise çevre yani yaşadığınız olaylar çevresel etkenler, deneyimlerdir.

Depresyon tedavisi mümkün olan bir psikolojik bozukluktur. İsabetli terapi teknikleri seçilir, detaylı bir hasta değerlendirmesi yapılır ve hasta terapilerde psikolog ile işbirliği yaparsa tedavi sonuç verecektir. Çok çeşitli terapi ve tedavi şekilleri vardır. Bunlardan ilki ilaç tedavisidir. SSRI dediğimiz gruba dahil olan bir takım ilaçlar desteği ile depresif sepmtomlar hafifleyebilir. Ancak ilaç kullanımı için mutkala psikiyatr kontrolü gerekmektedir. İlaçlar ile depresyonun beyin kimyasından kaynaklanan nedenleri ortadan kaldırılmaya çalışılır. Ancak ilaç tedavisi olsun ya da olması depresyon tedavisine psikoterapi eşlik etmelidir. Depresyon hastası ile yürütülecek terapiye psikolog karar verir. Hastalığın ve hastanın özelliklerine göre seçim yapılır. Tabi bu noktada terapistin uzmanlık alanları da önem taşır. Depresyon tedavisinde çalışılan başlıca terapiler; Bilişsel Terapi, Davranışçı Terapi, EMDR Terapi, Şema Terapi, Psikanalitik terapi vb.dir.

Read More