Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz depresyon halk arasında aşırı mutsuzluk hali olarak bilinir. Ancak Her mutsuzluk depresyon değildir. İnsanların ayrılık, yakın birinin kaybı gibi durumlarda yaşadığı üzüntü ve yas tutma ile depresyonu ayırmak gerekir. Yas döneminde kişi üzgün olabilir ve bu normal yaşanması geren bir süreçtir. Depresyon bazen böyle bir kayıptan sonra da ortaya çıkabilir ancak depresyon tanısı alabilmesi için yas sürecinin atlatılamıyor, şiddetli ve unuz süreli olması gerekir. Kendini hiç mutsuz hissetmediğini söyleyen kişi sıra dışıdır. Çünkü duygularda değişimler ve iniş çıkışlar yaşanabilir. Hatta bu sağlıklıdır. Bu nedenle kişilerin depresyon hakkında daha fazla bilgiye sahip olması gerekmektedir. Öncelikle depresyon tanısı aşağıdaki belirtilerden 5 ve daha fazlasının, en az 2 hafta boyunca devam ettiği durumlarda konulur.

  1. İntihar düşüncesi
  2. Suçluluk ve/veya değersizlik duygusu
  3. İlgide ve zevkte azalma
  4. Uyku bozukluğu (aşırı uyuma ya da uykusuzluk)
  5. İştahta artma/azalma
  6. Hareketlerde yavaşlama
  7. Yorgunluk ve enrji kaybı
  8. Konsantre olamama
  9. Kararsızlık

Depresyon hafif-orta-ağır şiddetlerde olabiliir. Bunu psikolog hasta hakkındaki gözlemleri ve aldığı bilgilerle öngörebilse de, birtakım depresyon ölçekleri de kullanılabilir. Bu ölçekler anket şeklinde olup hastanın doldurabileceği türdedir.

Depresyondaki kişiler deli, anormal ve zeka açısından zayıf kişiler değildir. Ruhumuzun soğuk algınlı olarak düşünülebilir. Depresyon yaşam boyu kadınlarda erkeklerden daha fazla görülmektedir. Kadınlarda %25, erkeklerde ise %12 kadardır. Depresyon riski 18-44 yaşlarında daha fazla 65 ve üzerinde ise daha azdır. İntihar girişimi kadınlarda daha çok görülür ancak erkeklerde tamamlanmış intihar oranı daha yüksektir. Boşanmış, eşini kaybetmiş kişilerde intihar riski yine fazla iken, bekar(hiç evlenmemiş) ve evli kişilerde risk daha düşüktür.

Depresyonda genetik faktörlerin de rol oynadığı, yapılan araştırmalarda sıklıkla göze çarpmaktadır. Özellikle tek yumurta ve çift yumurta ikizleri ile yapılan çalışmalar, genetik özelliklerin depresyon açısında bir yatkınlık oluşturabileceğini düşündürmektedir (Kaeler, Moul & Farmer, 1995). Ancak çevresel faktörler, yetiştirilme tarzı ve gelişimsel öykü de yatkınlık üzerinde etkilidir.

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Pek çok etken depresyona neden olabilir.Ailenin depresyona yatkınlığı ve beyin kimyasının özellikleri, yaşanılan deneyimler, olumsuz düşünce ve yorumlama biçimleri ve de davranışsal bir takım değişiklikler depresyonun sebepleri olabilir. Son zamanlarda hayatta önem verilen bir şeyin (iş,arkadaş, eş, aile vs) kaybı, önemli yaşamsal zorlanmalar depresif eğilime neden olabilir. Hayattan zevk alınan aktivitelerin olmayışı ya da azalması, kendine duyulan beğeninin azalması, bir takım konularda yaşanılan başarısızlıklar, çaresizlik ve umutsuzluk inançları da kişiyi depresyona eğilimli hale getirir. Ancak bunlar kişiyi yatkın hale getirse de mutlaka depresyonla sonuçlanmayabilir.Özetle depresyonu ortaya çıkaran birinci etken beyin yani sinir sistemi, beyindeki yapısal ve/veya kimyasal bazı değişiklikler, ikinci etken kişilik yapısı yani insanın genel olarak dünyayı ve kendisini değerlendiriş şekli, üçüncü etken ise çevre yani yaşadığınız olaylar çevresel etkenler, deneyimlerdir.

Depresyon tedavisi mümkün olan bir psikolojik bozukluktur. İsabetli terapi teknikleri seçilir, detaylı bir hasta değerlendirmesi yapılır ve hasta terapilerde psikolog ile işbirliği yaparsa tedavi sonuç verecektir. Çok çeşitli terapi ve tedavi şekilleri vardır. Bunlardan ilki ilaç tedavisidir. SSRI dediğimiz gruba dahil olan bir takım ilaçlar desteği ile depresif sepmtomlar hafifleyebilir. Ancak ilaç kullanımı için mutkala psikiyatr kontrolü gerekmektedir. İlaçlar ile depresyonun beyin kimyasından kaynaklanan nedenleri ortadan kaldırılmaya çalışılır. Ancak ilaç tedavisi olsun ya da olması depresyon tedavisine psikoterapi eşlik etmelidir. Depresyon hastası ile yürütülecek terapiye psikolog karar verir. Hastalığın ve hastanın özelliklerine göre seçim yapılır. Tabi bu noktada terapistin uzmanlık alanları da önem taşır. Depresyon tedavisinde çalışılan başlıca terapiler; Bilişsel Terapi, Davranışçı Terapi, EMDR Terapi, Şema Terapi, Psikanalitik terapi vb.dir.