Cinsel Terapi

İnsanların üzerinde konuşmaktan sıkıntı duyduğu utandığı en mahrem konulardan biri cinselliktir. Hele ki bu konuda bir sıkıntı yaşanıyorsa, hakkında konuşmak daha da zorlaşır. Ne yazık ki cinsellik hakkında konuşmanın ve merak edilenleri sormanın ayıp ve yasak olduğu toplumlarda, yanlış bilgilendirmeler ve deneyimler sonucu, ilerde kişiler çeşitli cinsel sorunlar yaşayabilmektedir. Bu problemlerin toplumda görülme sıklığı tahmin edilenden çok daha fazladır.

Cinsel terapi sırasında hasta ile bir güven ortamı oluşturmak bazen zor olabilmektedir. Hasta, ilk kez karşılaştığı terapist ile mahrem konularını konuşmaktan sıkıntı duyabilir. Bu çok normaldir. En başta yaşanan bu sıkıntı terapistin de desteği ile kolayca aşılır ve hasta sorunlarını daha rahat ifade edebiliyor hale gelir. Her terapide olduğu gibi cinsel terapide de gizlilik esastır. Terapist hastayı hiçbir konuda yargılamadan sıkıntılarını dikkatlice dinler. Sonrasında hastadan, geçmişten bu yana gelen cinsel öyküsü alınır. Cinsellikle ilgili bilgileri ilk nereden öğrendiği, ilk cinsel deneyimleri hakkında bilgi toplanır. Ardında hastaya cinsel bilgilendirme yapılır ve üreme organlarının anatomisi, işleyişi anlatılır. Böylece hasta hem cinsel açıdan bilgilenmiş hem de sorunun kaynağı ile ilgili bir iç görü kazanmış olur.

Takip eden seanslarda ise hastanın sorununa göre çeşitli teknikler, ev ödevleri ve aşamalı ilerleyen egzersizler kullanılarak tedavi planlanır. Cinsel terapinin, cinsel partner ile birlikte yürütülmesi önerilir. Bazı istisnai durumlarda terapi yalnızca hastanın kendisiyle de gerçekleşebilir ancak çiftle birlikte yürütülen cinsel terapi her zaman daha başarılı sonuçlar vermektedir.

Cinsel Terapi Çeşitleri

Man trying to talk with his wife on therapyVajinismus, cinsel birleşmeyi olanaksız kılan bir cinsel işlev bozukluğudur. Vajinaya girme girişimleri, vajina ağzında istemsiz ve kontrolsüz biçimde kasılmalara neden olur. Bu kasılmalar nedeniyle vajina girişi kapanarak cinsel birleşmenin yaşanmasını engeller. Bu tıpkı biri yüzümüze doğru el çırptığında gözlerimizi refleks olarak kapatmamız benzer.

Vajinismus eğer daha önce hiç cinsel birleşme yaşanmamış ve ilk cinsel birleşmede ortaya çıkmışsa primer vajinismus, eğer daha önce cinsel birleşme yaşanmış ama daha sonradan ortaya çıkmışsa sekonder vajinismus olarak adlandırılmaktadır. Türküye’deprimer vajinismus oldukça yaygındır.

Vajinismus sorunu yaşayan çiftler bu sorunu sadece kendilerinin yaşadığını ve çözümünün olmadığını düşünür. Vajinismusu olan çoğu kadın kendinin cinsel açıdan lanetli olarak yaratıldığına inanır ve eşine karşı mahcubiyet duyar. Ancak bilinmelidir ki vajinismus eğitim ve kültür seviyesi ne olursa olsun her kadının başına gelebilir ve bu kendi seçimi değildir.

Nedeni neler olabilir?

  • Cinsel bilgi yetersizliği,
  • Yanlış ve abartılı cinsel bilgiler,
  • Suçluluk duyguları,
  • Ayıp ve günah duyguları,
  • Çocukluk ve genç kızlık döneminde yaşanılan travmalar, cinsel tacizler ya da baskıcı aile ortamı,
  • Tecavüz
  • Cinsiyet ayrımcılığına açık bir aile ortamında yetişme
  • İlk geceyle ilgili bilgisiz olmak
  • Cinsel birleşme sırasında acı çekme, aşırı kanama, vajinanın ve/veya iç organların parçalanması, penisin içeride sıkışıp kalacağı korkuları,
  • Gebe kalma korkusu vajinismus nedenlerinden bazılarıdır.

Eğer vajinismus sorunu yaşıyorsanız yukarıdaki nedenlerden bir ya da bir kaçını kendinizde bulabilirsiniz. Eğer bu sebeplerin hiç biri size uymuyorsa vajinismusun sebebi, farkında olmadığınız bilinç dışı korkular ya da travmalar olabilir. Siz farkında olmadan beyin cinsel birleşmeyi bir tehdit olarak algılar ve “vajinaya kasları kapat ve girişe izin verme” emrini verir.

Nasıl tedavi edilir?

Vajinismus çok sık karşılaşılan bir problemdir. Bu nedenle eğer bu sorunu yaşıyorsanız sakin olmalı ve yalnız olmadığınızı, sizin gibi pek çok kadının bu problemle karşılaştığı ve karşılaşabileceğini bilmelisiniz. Ayrıca çözüm için kendi yöntemlerinizi bir kenara bırakıp en kısa zamanda bir cinsel terapist önderliğinde tedavi arayışına girmelisiniz. Çünkü birçok vajinismus hastası ile yürütülen çalışmalara dayanarak söyleyebiliriz ki, vajinismus cinsel terapiye en iyi ve en hızlı yanıt veren problemlerden biridir. Hatta son yapılan çalışmalar, cinsel terapi ile vajinismus tedavisinde başarıya ulaşma oranının %98 civarında olduğunu göstermektedir.

Cinsel terapi ile çözüme ulaşmak için gerekli olan üç şey:

  • Birbirlerine yardım etmeyi ve çözüme ulaşmayı isteyen bir çift,
  • Bilimsel bir çözüm modeli ile yürüyen bir tedavi planı,
  • Mesleğinde yetkinliği olan, cinsel terapi eğitimini tamamlamış bir terapist.

Tedavi sürecinin ilk ayağı cinsel bilgilendirmedir. Çift cinsellik ve üreme sistemimim fizyolojisi açısından bilgilendirilir. Böylece yanlış inanışlar ve cinsel bilgi eksiği giderilmiş olur. Ardından aşamalı bir tedavi planı oluşturulur. Bu tedavi planı aşamalı ilerleyen, çifti zorlamayan ve tedirgin etmeyen adımlardan, egzersizlerden oluşur. Çift plana uygun olarak, terapistin verdiği yönergeler önderliğinde, kendi evlerinde egzersizleri gerçekleştirirler ve bir sonraki seansta terapiste geri bildirim verirler. Çiftin ilk adımı tamamladığına terapistle birlikte karar verilir ise ikinci ve diğer adımlara geçilir. Sorunun şiddetine, süresine, çiftin kararlılık ve çabasına bağlı olarak vajinismus yaklaşık 8 seans gibi bir süreçte tedavi edilebilmektedir.

Unutulmamalıdır ki vajinismus kadının değil çiftin sorunudur. Tedavisinde de doğal olarak hem kadına hem erkeğe iş düşmektedir. Eğer tedavi sonunda başarı elde ederseniz, çift olarak vajinismusu alt ettiniz ve bir zafere imza attınız demektir.

Cinsel isteksizlik hem kişiyi hem ilişkiyi belirgin biçimde sıkıntıya sokan, cinsel ilgi, istek ve fantezilerde azalma olarak tanımlanabilir. Cinsel terapiye en sık başvurma nedenlerinden biri cinsel isteksizliktir ve başka bir cinsel işlev bozukluğuyla başvuran kişilerin yarısında ek olarak cinsel isteksizlik şikayetlerine de rastlanır.

Cinsel isteğin varlığı pek çok nedene bağlıdır. Uygun bir partnerin varlığı, daha önceki olumlu cinsel deneyimler, kendine güven, partnerle ilişkinin cinsel hayat dışında da iyi olması cinsel isteği etkileyebilecek nedenlerden bazılarıdır. Hormonal dengesizlikler, yaş, bazı ilaçların yan etkileri veya bazı fiziksel hastalıklar da cinsel isteği etkileyebilmektedir.

Cinsel isteksizlik kadınlarda daha çok olmakla birlikte, hem kadın hem de erkeklerde görülebilmektedir. Cinsel isteksizlik yaşayan kişiler, cinsel ilişki sıklığının eskiye göre belirgin biçimde azalması, kendi partnerini ve bir başkasını cinsel açıdan çekici görmeme, cinsel fantezilerin azalması ya da hiç olmaması, cinsel uyarımlara tepki vermeme ve partnerin cinsel yakınlaşmalarına karşılık vermek istememe gibi sorunlardan yakınmaktadırlar.

Normal olarak tanımlanan bir cinsel ilişki sıklığı yoktur. Cinsel isteksizlik yaşayan hastaların ve partnerlerinin çoğu, haftada ya da ayda kaç kez sevişmenin normal sayılabileceğini merak eder. Ne yazık ki bunun cevabı yoktur. Cinsel ilişkinin sıklığını pek çok faktör belirler ve değişkenlik gösterir. Bu nedenle kişide cinsel isteksizliğin varlığı, cinsel ilişki sıklığına göre ölçülemez. Kişi cinsel istek duyduğu halde pek çok nedenden dolayı cinsel ilişki sıklığı azalmış olabilir. Tedavi sırasında bu gibi ayrıntıların sorgulanması problemin anlaşılması açısından önem taşır.

Erken boşalma bozukluğu, erkeğin çok az bir cinsel uyarımla, vajinanın içine girdikten hemen sonra ya da girmeden önce, istemsiz şekilde boşalma yaşaması ve bu durumun kişide ciddi sıkıntılara yol açması şeklinde tanımlanmaktadır. Kişinin bu tanıyı alabilmesi için belli bir cinsel olgunluk yaşında olması, belirli bir sıklıkta cinsel ilişki yaşıyor olması ve sorunun tekrarlı biçimde yaşanıyor olması gerekmektedir.

Erken boşalma erkekte en sık karşılaşılan cinsel problemdir. Her 3 erkekten biri erken boşalma sorunu yaşamaktadır.

Tüm erkekler boşalma kontrolünü sonradan öğrenirler. Bu nedenle ilk cinsel deneyimde erken boşalma yaşanması normaldir. Boşalma kontrolü cinsel deneyimle zaman içinde öğrenilir. Bazı durumlar bu öğrenmeyi geciktirebilir. Birleşme ve boşalma odaklı cinsel yaşam, ilk cinsel deneyimin çok geç yaşanmış olması, cinsel deneyimin yetersiz oluşu, ergenlik döneminde yakalanma korkusu nedeniyle çok hızlı şekilde boşalmayı hedefleyen mastürbasyon deneyimleri bunlardan bazılarıdır.

Eğer kişi erken boşalma problemi yaşadığını düşünüyorsa ilk olarak bunun bir hekim tarafından teşhiş edilmesi gerekmektedir. Cinsel boşalmanın dakika ile sınırlı bir teşhisi doğru olmamakla birlikte son yıllarda vajina girişinden sonra, 1 dakikadan kısa bir süre içerisinde ya da ön sevişme sırasında boşalmanın gerçekleşmesi teşhiste baz alınmaktadır. Ancak önemli olan kişinin boşalmayı denetleyip denetleyememesidir. Erkek istemli şekilde de boşalmayı hemen gerçekleştiriyor olabilir. Denetim sağlayabileceği halde boşalmayı tercih ediyorsa o zaman erken boşalma teşhisi konulmaz.

Erken boşalmanın en etkili tedavisi hastanın cinsel partnerinin de katılımını içeren cinsel terapidir. Eğer düzenli bir cinsel partner yoksa yalnızca hasta ile terapi sürdürülebilir ancak çiftin katılımını içeren cinsel terapilerde başarı oranı çok daha yüksektir.

Erken boşalma probleminin sıklığı kötü niyetli kişilerce çoğu zaman bir sömürü malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu konuda büyük bir pazarın varlığı dikkat çekmektedir. Cinsel sorunların ifade edilmesinin zor oluşu ve çaba gerektiriyor olması hastaları bu tür çözüm arayışlarına sürüklemektedir. En sık başvurulan yöntem geciktirici spreylerdir. Bu spreylerin temel işleyişi penis hissini azaltarak boşalmayı geciktirmek üzerinedir. İçeriğinde kullanılan maddeler ameliyat ve diğer cerrahi operasyonlarda kullanılan anestezi maddelerini içermektedir. Cinsel birleşme sırasında partnerin de cinsel organına bulaşarak hissizleştirir. Böylelikle her iki tarafın da haz almasına engel olur. Sadece sert bir penisin olması ya da erkeğin geç boşalabiliyor olması tatmin edici bir cinsel birleşme için yeterli olamaz. Cinsel ilişki karşılıklı haz almayı içermediği sürece sağlıksızdır.

Halk arasında “iktidarsızlık” olarak tabir edilen sertleşme bozukluğu, tekrarlayıcı biçimde peniste yeterli bir sertleşme sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene kadar bunu sürdürememe olarak tanımlanır. Erişkin erkeklerin hemen hemen %15’inde görülebilmektedir. 40-70 yaş arası erkeklerde ise bu oran %50’ye kadar çıkmaktadır. Görüldüğü gibi sertleşme problemi (iktidarsızlık) yaşla birlikte artmaktadır.

Peki Neler İktidarsızlığa Neden Olabilir?

Organik nedenler açısından bakıldığında bazı damar hastalıkları en sık karşılaşılan nedenlerdendir. Damarlardaki daralma ve tıkanıklıklar, kalpten penisteki damarlara, sertleşmeyi sağlayacak kadar kanın pompalanmasına engel olabilir ve bu da iktidarsızlığa yol açabilir. Kalp damar problemleri dışında, şeker hastalığı, felç, bazı beyin tümörleri, bazı ilaçlar, alkol, sigara ya da uyuşturucu madde kullanımı iktidarsızlığın fiziksel sebeplerindendir. Hastalar öncelikle tam teşekküllü bir fiziksel muayeneden (check up) geçtikten sonra, eğer iktidarsızlığa yol açabilecek fizyolojik bir kaynak teşhis edilmez ise psikolojik nedenler üzerinde durulur.

Cinsel bilgisizlik ya da yanlış bilgilendirilme, erkek cinselliği hakkındaki toplumsal yanlış ve baskıcı inanışlar, cinsellik sırasında sertleşmenin olmayacağı ya da yok olacağına dair duyulan kaygılar, yetiştiriliş biçimi, olumsuz cinsel deneyimler, baskıcı aile ortamı, ensest iktidarsızlığa neden olan psikolojik etkenlerden bazılarıdır.

İlişkisel açıdan çiftin arasındaki cinsel hayat dışı sorunlar, evlilik dışı ilişkiler yada partnere olan güvensizlik, partnerin cinsel isteksizliği de iktidarsızlığa yol açabilmektedir. Tüm bunlarla birlikte stresli yaşam koşulları da erkekte sertleşme sorununda rol oynamaktadır.

Sertleşme sorunu aniden ortaya çıkabildiği gibi yavaş yavaşta başlayabilmektedir. Bazı hastalar yalnızca bir cinsel partnerle birlikte iken sorun yaşamakta ancak mastürbasyon sırasında sertleşme sağlayabilmektedirler. Bazı hastalar ise belli partnerlerle sorun yaşarken bazıları ile yaşamamaktadırlar. Eğer sertleşme sorunu yavaş yavaş başlamışsa, hem mastürbasyon hem de partner ile birliktelik sırasında yaşanıyorsa, ilk cinsel aktiviteden beri varsa organik sebepler düşünülmelidir. Sabah sertleşmeleri, mastürbasyon sırasında sertleşme varsa ve başka partnerlerle sertleşme oluyorsa bozukluğun psikolojik olma olasılığı daha yüksektir. Eğer sorunun organik kaynaklı olmadığı teşhis edilirse tedavi cinsel terapi yöntemleri ile mümkün olabilmektedir. Hastanın eğer düzenli bir cinsel partneri varsa tedavi bu partnerle birlikte yürütülmektedir. Eğer yoksa tedavi hastanın kendisi ile de sürdürülebilir ancak çift tedavilerinde başarı oranı çok daha yüksektir.

Orgazm bozukluğunun tanımını yapmak oldukça zordur. Çünkü halen kadınlarda orgazmın yoğunluğu, sıklığı ve süresi tartışma konusudur. Kadından kadına bu oranlar değişkenlik göstermektedir ve bir standartı yoktur.

cib-5Orgazm bir reflekstir ve bu refleksin açığa çıkması için gereken uyarım eşiği her kadında farklılık göstermektedir. Örneğin; patella refleksinde diz kapağına vurulması ile bacak tekme atarcasına havaya kalkar. Bu tekme hareketi için kimi insana hafifçe bir vuruş yeterli olmakta, kimisine ise daha şiddetli bir vuruş gerekmektedir. Tıpkı patella refleksinde olduğu gibi orgazmda da bazı kadınlar için hafif bir uyaran yeterli olduğu gibi bazıları için daha yoğun ve uzun süreli bir uyaran gerekmektedir.

Fizyolojik açıdan kadınlarda orgazmın, vajina ve klitorisdeki uyarıların, klitoriste toplanması ile gerçekleştiği bilinmektedir. Vajinada ve bedenin tümünde hissedilir. Kadının orgazmı açısından klitoris büyük önem taşımaktadır. Klitorise yeterli uyarım verilmezse kadının orgazmı zorlaşacaktır. Eğer klitoris yeteri kadar uyarılmışsa (buna karar verecek olarak kadındır) hemen ardından gerçekleşen cinsel birleşme sırasında, orgazma ulaşması beklenir. Her sevişme sırasında orgazma ulaşılacak diye bir şart yoktur. Ancak sürekli ve tekrarlı biçimde orgazm gerçekleşmez ise, orgazm bozukluğu olduğu düşünülmelidir.Bozukluk iki türde kendini gösterebilir. Eğer kadın hayatı boyunca hiç orgazm yaşamadıysa buna birincil (primer) orgazm bozukluğu, daha önce orgazm yaşamış ancak sonradan orgazm olamama durumu ortaya çıkmış ise ikincil (sekonder) orgazm bozukluğu denir.

Orgazm bozukluğu “genel “ya da “durumsal” olarak da değişiklik gösterir. Hasta eğer hiç bir koşulda, vajina ve klitoral uyarımla orgazm olamıyorsa genel, yalnızca bazı durumlarda orgazm olabiliyorsa (örneğin; mastürbasyon sırasında) durumsal orgazm bozukluğu denilmektedir.

Orgazm problemi kadınlar arasında oldukça yaygın olmasına rağmen, tedavi arayışına çok az sayıda kadın girmektedir. Bunun en önemli nedeni kadınların cinsellik sırasında kendi orgazmlarını erkekler kadar önemli görmemeleri ve eğer erkek doyuma ulaşıyorsa bunun cinsel hayat açısından yeterli olduğunu düşünmeleridir. Ancak bu inanış kesinlikle yanlıştır. Erkekler kadar kadınların da cinsellik sırasında zevk almaya ve bunu orgazm ile taçlandırmaya hakkı vardır. Tek taraflı bir cinsel hayat asla sağlıklı değildir.

Kadında Orgazm Bozukluğuna Neler Sebep Olabilir?

  • Geleneksel kadın rolünün dayatmaları; kadının cinsel açıdan erkeğe hizmet etmesi gerektiği inancı, orgazm olabilen kadının ahlaksız olarak görülmesi vb.,
  • Yanlış cinsel bilgilendirme ve inanışlar,
  • Kadının cinsel partneri ile yaşadığı ilişkisel ve güvensel sorunlar,
  • Kadının cinsel açıdan kendini keşfetmemiş olması, nelerden zevk aldığını bilmemesi,
  • Kadının orgazm olamama kaygısını yoğun olarak yaşaması ve sevişme esnasında sürekli “orgazm olamayacak mıyım?” diye düşünmesi
  • Ön sevişmenin çok kısa olması ya da olmaması,
  • Partnerle ilgili bir başka cinsel işlev bozukluğunun olması (erken boşalma gibi)

Bu gibi sebepler nedeniyle kadın orgazm problemi yaşıyor olabilir ancak etkili bir cinsel terapi ile kadında orgazm bozukluğu tedavi edilebilmektedir.

Orgazm bozukluğunun tedavisi, diğer cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde olduğu gibi öncelikle cinsel ve fizyolojik bilgilendirme ile başlar. Bazen orgazmı engelleyecek fizyolojik bir takım nedenler olabilir (mantar, enfeksiyon vb). Eğer böyle bir sebepten şüpheleniyorsa hastanın, ilk olarak bir kadın doğum uzmanı ile görüşüp tedavi olması gerekir. Bazen ise çiftin ilişkisel sorunlarının orgazmı engellediği düşünülür. Bu durumda cinsel terapiden önce çift terapisi önerilir. Çiftin ilişkisel çatışmaları çözümlendikten sonra eğer problem hala devam ediyor ise, cinsel terapi ile devam edilir.